19 Kasım 2012 Pazartesi

Süper Ligde haftanın panoraması..


Süper Ligde haftanın panoraması..

 

Süper ligimizin 12 haftası tamamlandı ve ilginç bir puan tablosu ortaya çıktı.. İlk 10’da yer alan her takımımız şampiyonluk yolunda iddialıdır. Çünkü birinci 22 puana sahip iken 16 puanı olan takımın 2 maç alması halinde kendini tepede bulabilir..

 

Ha bu heyecan getirir mi? Elbette ama tartışmalı olan ligimizin kalitesi biraz daha tartışılır.. Bence ligimiz dengesiz, istikrarsız ve kalitesiz olduğunu kanıtlar.

 

Gelelim haftanın flaş olayına.. Eskişehirspor-Fenerbahçe maçının 26.dakikası oynanırken Hakem Fırat Aydınus, Fenerbahçeli Oyuncu Caner’e direk kırmızı kart çıkardı. Kıyamet koptu, 48 saat geçmesine rağmen hala kopmaya devam ediyor..

Gelelim benim görüş ve yorumuma:

Hakem Fırat Aydınus büyük hata işlemiştir. Çünkü görmeden ama tahminen kart kullanmıştır. Elbette skandal üstü yanlış bir karardır.  Hakem bu kararıyla düdüğünü asmalı mı? Bence hayır.. Çünkü hata yapan hem de çok büyük hata yapan ne ilk hakemdir ne de son hakem olacaktır. İlla da düdüğünü asacaksa bu yüzden olmamalıdır. Gösterdiği kırmızı kart sonrası yaşananlar yüzünden düdüğünü asmalıdır.. Sahanın ortasında tabiri caizse kendisini armut ağacı gibi silkeleyen, çekiştiren oyunculara ve Teknik Direktör Aykut Kocaman’a kırmızı kart kullanamamıştır..

 

Maç sonrası tepkisini ortaya koyan Fenerbahçe Teknik Direktör Aykut Kocaman hakem ve oyun dışında neler dedi neler.. ‘Yok 3 Temmuz süreci bitmemiş, yok şike sürecinin cezası bitmemiş’ gibi sözler..

İyi de Sayın Aykut Kocaman, Fenerbahçe Kulübü’nün yöneticisi mi, basın sözcüsü mü, gizli görev sahibi mi? Nedir teknik direktörün görevi? İşte takımı maça hazırlamak, taktik ve strateji belirlemek, oyuncularının antremanını gözlemlemek ve diğerleri..

Fenerbahçe Başkanı, asbaşkanı, basın sözcüsü gibi birçok görevli varken..Ehee şike süreci konusunda konuşmak ne zamandan beri teknik direktörlerin vazifesi oldu? Hem Allah Aşkına! Fenerbahçe şikeden ne ceza aldı? Sportif ceza almadığı için bu kadar sancılı geçiyor süreç ya..

 

Dün gece BEYAZ TV’de skandal yaşandı hem de 2 kere yani katmerli oldu..

İlki Hakem Fırat Aydınus’un oturduğu daire kamerayla resmen basılıyor.. Zile basılıyor, bir hanım kapıyı aralıyor ve ‘Fırat yok’ diyor ama gider mi hiç Beyaz TV Spor Muhabiri Mustafa Çevik? Tekrar kapıya vuruyor, tekrar vuruyor.. Sonra apartman önüne iniyor, özel hayata dair komşularına soru soruyor, yok boşandı mı Fırat? Ne zaman gelir Fırat?..

Bu da yetmiyor, çağrılan polise tabiri caizse racon kesiyor yine aynı muhabir.. ‘Neden geldin, sen muhtar mısın?’ gibi polise abuk sabuk soru soruyor.. Çiçeği burnunda, yeni Beyaz TV Spor Müdürü olan Sayın Ertem Şener’e bir çağrı yapmak isterim: ‘Birisi spor muhabiri olduğunu zanneden Mustafa Çevik Beye, dur demelidir’

 

Skandalın daha katmerlisi ise kendi yorumcularından olan Sayın Ümit Özat’a kumpas yapılıyor.. Önceden TFF Genel Sekreteri Ufuk Özerten ile telefon bağlantısı kuruluyor..  İşte Merhum Çoşkun Özarı’nın 500. Milli Maç onur listesinde neden olmadığı soruluyor falan derken konuşmanın son paragrafında hiç alakası yokken ‘Sayın Ümit Özat’a ŞEREFSİZ’ diyor. Kim? TFF Genel Sekreteri..

Kalktılar, reyting uğruna bu bölümü de yayınladılar.. Ümit Özat Bey, karşılık verdi ama neye yarar.. Adam karşısında yok ki.. Ümit Beye şu kadarını söyleyeyim; ‘sizin üzerinizden kumpas yürütüldü, sakın o programda bir dakika daha kalmayın, size caktırmadan itibarsızlaştırma operasyonu yapıldı.. Tabii ki siz bilirsiniz..

 

Benden bu kadardır.. Haftaya bakalım neler olacak neler…

 

16 Kasım 2012 Cuma

Bakkal, marketi bozguna uğrattı…


Mesut BAKKAL komutasındaki ordu, Fatih MARKET emrindeki yıldızları duman etti, bozguna uğrattı..

 

Neden bu benzetmeyi yaptım?

 

Karabük Teknik Direktörü Sayın Mesut Bakkal’ın dar ve mütevazi kadrosu bir yana, Galatasaray Teknik Direktörü Sayın Fatih Terim’in yedekleri bile ayrı bir takım olabilecek yıldız oyuncu zenginliğine sahip ise BAKKAL-MARKET benzetmesi şaşırtıcı olmaz herhalde..

 

Galatasaray’da en kızdığım taraf geçen haftalardan hiç ders çıkarmamasıdır.. Rakibi olan her takım Galatatasaray’ın taktik ve stratejisini çözmüştür. Aynı şablonda ısrar etmeyeceksin artık.. Oyun düzenine yaratıcılık katacaksın ve rakibi şaşırtacaksın..

 

Galatasaray’a bu sezon; 12 maç sonra çok net görüldü ki, artık 4-4-2 düzeninde oynarsan kaybedersin..

 

Çare nedir?

 

Fatih Terim, anlamalı ki, bu sistemle çok gol yiyorsun, maç sonucunda ya mağlup ya da berabere kalıyorsun, hemen başka sistem oluşturacaksın; 5-4-1 mi olur, 4-5-1 mi olur, 4-6-0 mı olur? Orasını bilemem ama her ne olursa olsun, başka sistemle oynamak zorundadır..

 

Mevcut oyuncu kadrosunun 4-4-2 sistemini oynamaya uygun olmadığını artık sokaktaki çocuk bile bilmektedir..

 

Orta sahada baskı yapmayan Hamit, Melo, Amrabat, formsuz olan kanat oyuncuları Hakan Balta, Ebue gibi oyuncular varken; bu sistemde ısrar etmeyeceksin..

 

Fatih Terim bu sistemde ısrar ederse ne olur?

 

Önce kendine, sonra Galatasaray’a yazık olur..

14 Kasım 2012 Çarşamba

Türk futbolu iflah olmaz..


Hani çok eskiden nedeni ya da tanısı belli olmayan rahatsızlıktan bir insanımız vefat ettiği zaman ‘ince hastalıktan gitti’ denirdi ya.. Maalesef Türk futbolu da iflah olmaz ince hastalıkla mücadele ediyor ve günden güne eriyor..

 

Tabii ki 2012 yılında Türk futbolunun rahatsızlığı bellidir, hem tanısı, hem tedavisi, hem de müsebbipleri ortadır..

 

Normal ve doğal mecrasında devam etmeyen olaylar zincirini takip edebilen ve okuyabilen herkes baş müsebbip şudur, sonrası şunlardır diyebilir..

 

Neyse adını koymak ve tadavi için önce müsebbiplerini sayalım mı?

 

İlk sırada Başbakan vardır, sonra spor bakanı, sonra bazı siyasi partiler, sonra TFF, sonra bazı kulüp başkanları ve yöneticiler, sonra UEFA’dan Şenez Erzik ve Platini diyorum..

 

Mevcut tanısı nedir?

 

Türk Futbolu uyutma sendromuna girmiştir. Oysa ki, ne kadar uyutursan uyut, ne kadar unutturursan unut, hep akılda kalacaktır. Aradan bin yıl geçse bile nesilden nesile aktarılacaktır.. Hele iletişimin çığır açtığı 2012 yılında mümkünatı yoktur ki, son 2 yılda yaşananlar hafızalardan silinsin..

 

Çaresi nedir?

 

İlk aşamada TFF yüzde 100 özerk olmalıdır ve siyasetle bağı tam olarak kesilmelidir..  Daha sonra Türk futbolunun yakasına yapışan ve bir türlü görevi bırakmayan bazı başkanlar hemen istifa etmelidir..

 

Eğer Türk futbolu uyutma sendromunda kalmaya devam ederse hem milli takım, hem de kulüp takımları başarısız kalmaya mahkumdur. İşin kötü yanı ise başarısız sonuçlar almaya 10 yıllarca devam edecektir. Ve uluslararası arenada Türk futbolunun itibarı hep yerlerde dolaşacaktır.

 

12 Kasım 2012 Pazartesi

Medya korkunç bir silaha dönüştü..


Hani futbola olan merakım ve hobim yüzünden Beyaz TV’de yayınlanan ‘Beyaz Futbol’ ve ‘Derin Futbol’ isimli spor programları her hafta pür dikkat izlerim..

 

Yazımın başlığına neden olan sonuca nasıl vardım?

 

Hani Sayın Aziz Yıldırım’ın sahte çürük raporu iddasını geçen hafta ve bu hafta her yerde olduğu gibi Beyaz TV’de de konuşuldu ya..

 

Topluma sunulan algı şuydu: Sayın Uğur Dündar, 2006 yılında sahte çürük rapor iddiasını öğreniyor ancak sümenaltı ediyor ve bu sayede Fenerbahçe Yönetimi’ne giriyor..

 

Özellikle Sayın Rasim Ozan Kütahyalı ısrarla bu Uğur Dündar algısını halkın zihnine ince ince işledi.. Belki 10 kez, belki 20 kez tekrar ederek; Uğur Dündar hakkında olumsuz algı yaratmaya çalıştı..

 

Oysa öğrenildi ki Sayın Uğur Dündar yalnız bir dönem 2000-2002 yılları arasında Fenerbahçe Yönetimi’nde görev yapmıştır. Yani iddia edildiği gibi 2006 yılından sonra görev yapmamıştır..

 

Kimse bana Beyaz TV ve Sayın Rasim Ozan Kütahyalı bunu bilmiyor diyemez ve kimse beni bu konuda ikna edemez.. Sıradan insan bile Google üzerine yazdığı zaman pat diye Uğur Dündar’ın ne zaman Fenerbahçe Yönetimi’nde olduğunu kolayca öğrenebilir ve iddia sahibi Sayın Rasim Ozan Kütahyalı’nın bunu bilmemesi de mümkün değildir..

 

Ha 2 hafta sonra öyle değilmiş dendi ve dudak ucuyla özür dilendi ama medyanın negatif bombardımanı yerini buldu artık.. Sayın Uğur Dündar hakkında medya üzerinden yürütülen çok başarılı operasyonla ‘acaba, yok ya, hadi ya’ gibi şüphe sözcükleri oluşturuldu.

 

Sayın Uğur Dündar’ı bu olayda neden böyle davrandığını anlayabiliyorum.

 

Nasıl?

 

Hani sahte çürük rapor iddiası kulağına geliyor, 2006 yılında dönemim MSB’na telefon ediyor ve raporun varlığını öğreniyor ya.. Bu sözlü bilgiyi kendisini kaynak gösterek Sayın Erman Toroğlu’na yazması için aktarıyor ya.. Eleştiriler ise niye ‘Arena Programı’nda gündeme almıyor ve işlemiyor..

 

Neden peki?

 

Bence Aziz Yıldırım’a olan sevgisi, saygısı ve en önemlis Fenerbahçe sevdalısı olması, dolaylı olarak Fenerbahçe’nin zarar görmesi tehlikesi nedeniyle program yapmasını engelliyor.. Yine de gazetecilik etiğine uygun davranıyor, haberi saklamıyor sadece kendisi yapmıyor..

 

Sonra bir şey daha anladım ki ‘28 Şubat’ sürecinin rövanşı Uğur Dündar’dan bu şekilde alınıyor.. İtibarsızlaştırma operasyonunda medya silahı pervasızca ve acımasızca kullanılıyor..

 

Ben bu durumdan çok korktum ve ürktüm.. İpin ucu kaçmıştır ve medya kontrolsuz silah ve güç haline dönüşmüştür.. Her kim hedefteyse ama öyle ama böyle b.ku yemiştir.. Hem de spor porgramı bile bu amaçla kullanılabilmektedir.


YAZARIN ÖZEL NOTUDUR


İşte benim de ‘Normal Ötesi Aşk’ isimli kitabımın okuyucu yorumlarını paylaşıyorum:






İyi de kitabın bir bölümünü okumak istiyorum diyorsanız; buyurun ilk bölümü aşağıdadır:






Sizler de beğenir, merak eder, almak isterseniz; D&R, IDEFIX gibi seçkin kitapevlerinden ısrarla talep edebilirsiniz..















 

4 Kasım 2012 Pazar

Oğuzhanspor derin krizde..


BAL (Bölgesel Amatör Lig) Ligi Grubu’nda tüm maçlarını kaybeden ve sonucu durumdaki Isparta İl Özel İdare Spor ile tek beraberliği olan ve sondan ikinci (2.) olan Bucak Belediyesi Oğuzhanspor maçı geldi, çattı..

 

Her iki (2) takım için o kadar kritik ve önemli ki ‘olmak ya da olmamak’ bile denebilirdi..

 

Bucak Belediyesi Oğuzhanspor için daha da hayati maç olup herkesin sınavı niteliğindedir.. Kimlerin? Gelen yeni teknik direktörün, gelen yeni oyuncuların, kurulan yeni kadronun ve elbette yönetimin.. Derken saat 13.30’da maç başladı ve ben de açık trübün sol köşede yerimi aldım..

 

Maçın teknik yorum ve anlatımına gelirsem; 90 dakika ve 7 dakika uzatmayla beraber 97 dakika boyunca Oğuzhanspor takım olarak çok kötüydü..

Neden mi?

İlk 45 dakika boyunca tek bir şut atılmadı.. Isparta kalecisini zor durumda bırakacak tek bir pozisyon yaşanmadı.. Kapanan ve kontra atakla gol arayan Isparta, sabırla oyun sistemini korudu. Nihayetinde, maçın 2.yarısı ortalarında, 9 numaralı oyuncusunun kişişel çabası ve yeteneğiyle golü de buldu.. Oğuzhanspor’un nispeten başarılı sağ kanat oyuncusu olan 7 numara 2.sarıdan kırmızıyı yedi ve kaldı 10 kişi.. Isparta ekibi yine bildiği oyundan şaşmadı, yine toplu savunma, yine ani ataklarla gol arama yöntemine sadık kaldı.. Şuursuzca atak yapan Oğuzhanspor Takımı, rakibinin de 10 kişi kalmasıyla oyunu karşı sahaya yıksa da hiçbir sonuç elde edemedi..

 

Ve 1-0 yenildi.. Kime? Hiç galibiyeti ve beraberliği olmayan rakibine..

 

3 maçtır izlediğim Oğuzhanspor’un sorunlarına gelelim..

 

-Bir kere oyuncu transferi çok yanlış yapılmış.. Hepsi sıradan oyuncu olup maçı koparacak, gol yapacak, yaratıcı yıldız tipinde orta saha ya da forvet oyuncu alınmamıştır..

 

-Tamamen yabancıya oyunculara dönülmesi bir tercihtir ve saygı da duyarım. Ama Bucak gibi ilçelerde seyirciyle iletişim kuramayan oyunculardan kurulu takım başarı sağlayamaz.. Ne yapıp edip; en az 5-6 Bucaklı oyuncu takıma monte edilmelidir..

 

-Oyuncular değişti, teknik direktör değişti ve yine de başarı gelmiyorsa; başkan ve yönetim kendini sorgulamalıdır.. Eğer Oğuzhanspor’a faydalı olacağına inanıyorsa; hemen istifa etmelidir.. Oğuzhanspor’un başkanı iş adamı olmalıdır ve profesyonel ekiple çalışmalıdır.. Oğuzhaspor’un siyasetle bağı koparılmalıdır..

 

Sonuç olarak Oğuzhanspor derin bir krize girdi, buradan nasıl çıkar, inanın ben de bilmiyorum.. İşleri bu saatten sonra toparlamak çok zordur..


 

20 Ekim 2012 Cumartesi

Puanları hazır lokma gibi almak tarih oldu..


Dün Galatasaray, Gençlerbirliği deplasmanından 1 puanı zor kurtardı, bugün de Fenerbahçe, Bursa deplasmanından 1 puanla dönmeye razı oldu..

 

Ligimizde 8 haftası tamamlanırken tepede yığılma olması, puanların aslanın ağzından da öte takımların dişlerinin arasında duruyor..
Üst sırada yer alan ilk 8 takımın hepsi, birbirine 1, 2 ve 3 puan gibi mesafede sıralanması ve çoğunun aynı puanla ancak avarejla yerinin belirlenmesi; puan savaşının ne kadar çetin geçtiğinin delilidir..

 

Rüya takım tabiri kullanılan Galatasaray, bu sezon taraftarlarına kabus gördüreceğe benziyor.. Kısaca hop oturup hop kalkacaklar.. Kanatlar ve ortanın ilerisi iyi çalışmayınca Galatasaray, hep zorlanıyor, bundan sonrada zorlanacaktır.. Yani sağ kanatta Ebue, sol kanatta Hakan Balta, ortanın ilerisinde Emre Çolak ve Engin Baytar (daha cezasının bitmesine 3 hafta var) iyi olursa; Galatasaray her takımı rahatlıkla yener..

 

Kim ne derse desin; Fenerbahçe Gökhan Gönül, Meireles, Mehmet Topal gibi eksiklerine rağmen 1 puanı iyi çıkardı. Orta eksik, kanat eksik olunca olmuyor işte..

 

Çoktardır kafamı kurcalayan başka bir mesele vardır. Çok iyi anımsıyorum.

Neyi?

 

2010-2011 sezonunda Bursaspor-Beşiktaş maçında büyük olaylar çıktı, PFDK 5 maç saha kapatma cezası verdi, Tahkim Kurulu onayladı..

Buraya kadar sorun yoktur. Sorun meşhur 3 Temmuz şike sürecinde başladı..

 

Nasıl?

 

Ne olduysa oldu, bilemiyorum, yetkisi var mıdır, yok mudur? Ama TFF Yönetim Kurulu aldığı bir kararla Bursaspor’un 5 maçlık cezasını kaldırdı..

Gündem o kadar yoğundu ki spor kamuoyu ‘neden, niçin’ soru eklerini kullanmaya fırsatı bile olmadı..

 

Derken 2012-2013 sezonu başladı, 7 hafta oynandı. Bursaspor’a PFDK 2 maç saha kapatma cezası verdi. Tam Fenerbahçe maçı öncesi Tahkim Kurulu 2 maçlık cezayı ortadan kaldırdı. Hani bilinen husus şudur: PFDK’nun 2-3 maçlık cezaları, yapılan ek savunmayla 1 eksiltme mümkün oluyordu ama cezanın ortadan kaldırılması çok nadir görülen bir uygulamadır.

O zaman şu soru akla geliyor: Ya PFDK spor hukukunu hiç bilmiyor, ya Tahkim Kurulu hiç bilmiyor.. Çünkü birinin ak dediğine, diğeri beyaz diyor..

Bu işin içinde bir bit yeniği var ama ne olduğunu tam çözemedim.. Bir takım tahminlerim var ama onu burada ifade etmem mümkün değildir. Zamanı gelince ve bazı bağlantıları kurarsam; bu olayı yorumlayacağım..

 

9 Ekim 2012 Salı

Beşiktaş küme düşebilir mi?


Valla ligde tüm takımlar, 7 hafta sonra toparlanırken maalesef Beşiktaş dağılıyor..

 

Bu gidişatla, 30 hafta sonra Beşiktaş’ı düşme potasında görmemiz sürpriz olmaz herhalde..

 

Tek Fernandes üzerine kurulu oyun planı diğer oyuncuların çaylak oluşu nedeniyle tutmama olasılığı bayağı yüksektir..

 

Zaten bu panik havasında alelacele Querasma’ya af çıktı, çıkmadı tantanası ortalığa yayıldı..

 

Eğer 2 maç daha kaybetsin Beşiktaş, bir anda düşme potasında bulabilir kendini..

 

Çare nedir?

 

Çaresi vardı ama geçti artık..

 

Bu saatten sonra kaderine küsecektir.. Eğer 2 ay önce Quaresma’ya gösterdiği Beşiktaş duruşunu, eski başkana da gösterebilseydi; şu anda çok mesafe kat etmiş olacaktı. İşin özü hesaplaşma olmadan Beşiktaş için güzel günler çok uzaktır.. Beşiktaş’ı artık bu girdaptan kimse kurtaramaz..

 

 

Aykut Kocaman sessiz ve derinden..


Kim ne derse desin; yaşanan 2-3 aylık Alex krizinden en karlı sıyrılan Sayın Aykut Kocaman oldu..

 

Hani hep diyorla ya, ‘sezon başında Alex ile yollar niye ayrılmadı?’..

 

Krizin belkemiği bu sorudur..

 

Eğer Aykut Kocaman, sezon bitiminde ‘Alex De Souza’ya artık kendine takım bulabilirsin, seneye seni düşünmüyorum’  deseydi; büyük riski kendisi taşıyacaktı..

 

Nasıl?

 

Çünkü olası bir başarısız sonuçlar karşısında hedef tahtasına oturacaktı. Tam aksini yaptı ve kendisi bu işten hiç yara almadan sıyrıldı, hatta mağdur pozisyonuna geçti..

 

Aykut Kocaman, sessiz ve derinden öyle bir güzel strateji ve planla haeket etti ki, Alex-Yıldırım-taraftar kavgasını yandan izledi.. Hiç ama hiç topa girmedi.. ‘Bırak birbirlerini yesinler’ felsefesini müthiş ve harfiyen uyguladı..

 

Lig başladı, 6 hafta sonra başarısız sonuçların sorumlusu olarak Alex gösterildi, şok bir kararla neşter vuruldu..

 

Her takım yaşanan bu olağanüstü gelişmeler karşısında şaşkın kalır ve ‘ulan sıra bana mı geliyor?’ sorusuyla canına dişine takar oynar..

 

Aynen öyle de olur.. UEFA Kupası maçı ve Beşiktaş derbesi oyuncuların üst seviyede gösterdikleri performansla farklı kazanıldı.. Tüm artılar elbette Aykut Kocaman hanesine yazıldı.. ‘Alex silindi, takım silkelendi’ sloganını herkese ezberletti..

 

Özetle bu krizi fırsata ve lehine çeviren Sayın Aykut Kocaman başta olmak üzere Fenerbahçe kulübü kazançlı olmuştur..

 

Bu uygulanan şok tedavi, takımı ne kadar götürür derseniz; valla orası muammadır, şokun etkisi geçicince ne olur, kimse bilemez.. Ya yeni bir şok gelir, ya da kınından çıkmayan zehirli ve ölümcül oklar tekrar Aykut Kocaman’a döner..   Bakalım zaman nelere gebedir, hep beraber öğreneceğiz..

8 Ekim 2012 Pazartesi

Alex çığır açtı ve gitti..


Futbolcular açısından bence devrim yaptı Alex.. Çünkü yönetici hegemonyasını yıktı hatta yerle bir etti..

 

Bu ülkeden ne efsane futbolcuları geldi, geçti.. Galatasaray’dan Hakan Şükür mü desem, Arif Erdem mi desem, Cüneyt Talman mı desem, ha keza Fenerbahçe’den Aykut Kocaman mı desem, Cemil mi desem, Beşiktaş, Trabzonspor kulüplerinden efsane olmuş daha bir çok futbolcular ilave edilebilir..

 

Hepsinin ortak kaderi buruk ayrılmalarıdır.. Vefanın semt adı olarak kalmasıdır..

 

Neden?

 

Kulüp Yönetici hegomanyası..

 

2012 yılında Alex denen efsane olmuş futbolcu çıktı ortaya, cesurca savaştı ve yönetici hegomanyasını yıktı, geçti..

 

Maalesef şimdiye kadar bu tavrı, bu eylemi hiçbir Türk futbolcusu gösteremedi, yine maalesef hepside yönetici hegomanyasından korktular, çekindiler.. Kısaca basit hesap yaptılar, tarihe geçme fırsatlarını hep ıskaladılar..

 

Elin oğlu ta Brezilya’dan geldi, tarihe geçti bile.. Hık, mık yok, hak ettiği onur, vefa neyse çatır çatır aldı ve gitti..

 

Halen yorumculuk yapan anlı şanlı efsane Türk futbolcular şapkalarını önüne koyup 2 kere değil, 100 kere düşünmeleri lazımdır..

 

En önemlisi Alex’e yatıp kalkıp dua etmelidir.. Çünkü bundan sonra hiçbir kulüp yönetimi efsane olmuş futbolcusunu bir çırpıda silip atamaz.. Ona hak ettiği değeri ve saygıyı göstermek zorunda kalacaktır..

 

Olayı bambaşka bir pencereden baktım ve bugün izlediğim 2 saat Alex basın toplantısından sonra böyle bir düşünce doğdu bende.. Bilmem katılırsınız, katılmazsınız..

 

1 Ekim 2012 Pazartesi

Rasim Ozan Kütahyalı, bu kez Ümit Özat kayasına çarptı..


Dün gece (30 Eylül’ü 1 Ekim’e bağlayan gece) Beyaz TV’de Erkut Öztürk’ün sunuculuğu ve moderatörlüğü yönetiminde Ahmet Çakar, Sinan Engin, Ercan Saatçi ve Eski Futbolcu Teknik Direktör Ümit Özat’ın katılımıyla ‘Beyaz Futbol’ programı yapıldı.. Uzun bir zaman diliminde Fenerbahçe, Alex konuşuldu, az da olsa Beşiktaş-Querasma krizi ele alındı ve saatler 1.30’a yaklaştı.. Ümit Özat’ın geçen hafta HABERTÜRK TV’de yaşanan Spor Yorumcusu Simge Fıstıkoğlu ile yaşadığı tartışma masaya yatırıldı..

 

Tartışmanın özü şudur: Ümit Özat’ın, ‘kadınlar erkekler kadar futboldan anlayamaz’  cümlesi gürültüyü kopartıyor. Simge Hanım, ‘kadınlarda en az erkekler kadar futboldan anlar’ argümanıyla tartışma başlıyor.. Ümit Özat, tartışmanın daha fazla büyümemesi için stüdyoyu terk ediyor..

 

Ahmet Çakar, Ercan Saatçi, Sinan Engin yaptıkları yorumda Ümit Özat’a hak veriyorlar ve televizyonculuk-reyting olayına bağlıyorlar..

 

Tam konu kapandı ve veda başlarken ‘pat’ diye Rasim Ozan Kütahyalı telefonla bağlanıyor..

 

‘Ümit Özat’a kadınlara karşı ayrımcılık ve nefret suçu işlediğini dair ithamlarda bulunuyor..’

 

Saat 02.00 civarından 02.30 civarına kadar Ümit ÖZAT-Rasim Ozan KÜTAHYALI kapışması yaşanıyor..

 

Ne gördüm? İzlenimim nedir?

 

Valla Rasim Ozan Kütahyalı’yı son 2-3 yıldır izlerim ve tartışmada ilk kez abondane oldu hatta darmadağın oldu..

 

Neden?

 

Ümit Özat’a yaptığı suçlama ve eklediği ‘MAGANDACILIK’ lafını yedi, yuttu.. En azından yemek, yutmak zorunda kaldı.. Çünkü ilk kez konuya tam vakıf olmadan bodoslama daldı ve kayaya çarptı..

 

Ümit Özat ve diğer yorumcular hemfikirler..

 

Neyde?

 

Simge Hanıma, hakaret yok, küçük düşürme yok, hele ayrımcılık hiç yok..

 

Buna rağmen stüdyoda bulunan konuklara da ‘bu konulara zayıf kalırlar’ suçlamasıyla herkesi kendine cephe yaptı.. Ahmet Çakar 'ın “ Rasim ölüyü diriyi öptün gözü bana mi diktin” sözleri bunu doğrulamaktadır..

 

Benim tanıdığım Ahmet Çakar, bu tartışmada haksız bulduğu Rasim’i duman ederdi ama zor bir durumda kaldı.. Bir yanda her hafta program yaptığı partneri Rasim, dğer yanda haklı bulduğu eski futbolcu Ümit..

‘Aşağı tükürse sakal, yukarı tükürse bıyık’ misali çaresiz ama bir o kadar rahatsız tartışmayı izledi..

 

Ümit Özat, haklı bir zeminde Rasim’i bir tartışmada yendi. Öyle yerinde, öyle uygun lafları gediğine oturttu ki Rasim ‘kem küm’ demeye başladı..

 

Rasim, tartışmanın ortalarında ‘dosyanı açarım’ dedi.

 

Ümit’in ‘açmazsan namertsin’ yanıtı karşısında tornistan yaparak;’ ne dosyası, öyle demedim’ cümleceği bile ağır yenilginin göstergesidir..